30.11.10

Gloss'un direnişi

















Lancome Juicy Tubes'la başlayan 'dudak parlatıcısı' çılgınlığı gerilerde kalmış olsa da, dolgun bir dudak yaratmak ya da yoğun göz makyajını taze dudak görüntüsüyle dengelemek isteyenler, bugün hala gloss'ları tercih ediyor. Şu iki resme baktığımızda, makyaj devlerinin neden ısrarla dudaklarımızı parlatmaya çalıştığını anlayabiliriz.

1) Parlatıcı, dudakları kesinlikle daha dolgun gösteriyor.
2) Tazelemesi ruja göre çok daha kolay
3) Doğru sürüldüğünde ve abartılmadığında 'zeytinyağlısını yemiş de dudağını silmeyi unutmuş kadın' görüntüsünden kaçınılabiliyor.
4) Yapısından dolayı en koyu renkler bile abartılı durmuyor.
5) Dudağı kurutmuyor.

Altta gördüğünüz fotoğrafta müdavimi olduğum Fred Farrugia'nın semi mat ruj ve dudak pudrası ikilisinin pembe rengi başrolde. Bu ürün, bende de var. Severek kullanıyorum. Her ne kadar bu sezon hayatımıza bomba gibi düşen mat ruj akımından son derece memnun olsam da içinde hafif parlaklık barındıran rujların yarattığı mucizeyi inkar edemem.






















Öte yandan gloss'larla ilgili en büyük problemlerden biri, dudağı yapış yapış yapmaları ve saatler ilerledikçe dudağı kurutmasalar da dudak kenarında birikmeleri... Bugün, balmumu, E vitamini ve bazı başka nemlendirici özler sayesinde dudak parlatıcıları, bu sorunlarından da üstesinden gelebiliyor.

Bugüne kadar makyaj çantama çok az parlatıcı girdi. Favorilerim şu şekilde sıralanıyor:



NARS LIP GLOSS GIZA VE LIP LACQUER GALACTICA























François'nın sofistike zevkiyle teknolojiyi harmanladığı bu iki ürün, biraz parlaklık istediğimde hemen elimin uzandığı şeyler... Dudak tonum oldukça koyu. Bu yüzden ten ya da pudra rengi gloss kullanımım neredeyse sıfır. Giza, öyle bir renk ki, dudağımın üzerinde yeni bir boyut yaratıyor ama asla renk skalasını şaşırmışım gibi görünmüyor. Galactica ise içinde beyaz simler barındıran ama dudağa sürüldüğünde o simlerin pürüzsüz bir ışığa dönüştüğü ürünlerden...



CARGO LIP GLOSS DUO




















CARGO'nun ikili lip gloss'unu satın alma sebebim, ambalajıydı. Bunu itiraf etmek isterim. İlaç kutusu görünümündeki bu basit ve şık ambalajı çok sevmiştim. Ancak kullandıkça kendisini de sevdim. Eğer gözümde far, eye-liner ya da bol maskara varsa, oradaki çokluğu güzel bir şekilde dengeliyor.




FRED FARRUGIA LIP GLOSS









FF paletlerindeki lip gloss'lara en başta hiç yüz vermedim. Ne zaman ki hayranı olduğum ve her renginden bir adet bulundurduğum semi matte/lip powder ruju bir şeyle nemlendirme ihtiyacı duydum... O zaman Juicy Tubes'un yaratıcısı Farrugia'nın bu star ürününe bir şans vermeye ikna oldum. İyi ki de yapmışım. Juicy Tubes'u kullananlar, hem ambalaj hem de kalite anlamında bir üst sürümle tanışmış gibi hissedecekler kendilerini. Tek kelimeyle muhteşem bir parlatıcı. Ve evet... Aynı Juicy'ler gibi bunlar da harika kokuyor, meyveli ve taptaze!

28.11.10

Cildinize bir doz huzur, bir doz Ying-Yang





















Ying-Yang felsefesini benimsemeyen bir Çinliye kozmetik dünyasında da rastlanmıyor. Herborist, şu yukarıda gördüğünüz Nutrient Moon Lotion/Radiant Sun Emulsion ikilisiyle ün salmış, Çin'de muhteşem bir spa'ya da sahip olan, yeşil fikirli, ılımlı ve çok iyi bir cilt bakım markası. Ben cilt bakımında Japon'lardan, daha doğrusu Shiseido'dan yana kullanıyorum oyumu ancak Herborist'in dokusu ve kokusuyla beni baştan çıkaran kremlerine de göz kırpıyorum şu sıralar...
























All Day Invigorating&Moisturizing Cream, serinin diğer tüm ürünleri gibi mucizevi Çin bitki reçetelerinden alıyor gücünü. İncecik bir yapısı var, su bazlı olduğu hemen hissediliyor. Zaten marka, nemi dengelenmiş bir cilde ulaşmayı hedefliyor. Revitalizing&Firming Night Cream ise, gündüz nem dengesi sağlanan cildi, gece, daha yoğun bir nem terapisine sokuyor ve bu şekilde ciltteki yaşlanmanın da önüne geçiyor.

Koku, benim için çok mühim bir mesele... Sanıyorum 'burnumun hoşuna gitmeyen bir şeyin vücuduma iyi gelmesi beklenemez' dersem, duyular ve içgüdü konusunda radarları bir hayli açık olduğunu tahmin ettiğim Herborist'ciler beni anlayacaktır... Beslenme uzmanlarının da çoğunlukla savunduğu bir şey bu... Bir besinin size iyi gelip gelmeyeceğini anlamak için onu koklayın. Kokusu hoşunuza gitmiyor mu? Ondan uzak durun. Burun, işini her daim çok iyi yapan, adil ve sorumlu bir yargıç. Bunu hatırlayın. Herborist'in şu yalın dekorasyona sahip spa'sı ne kadar güzel kokuyordur kim bilir...





















Arada sırada uyguladığım bal maskesinin üzerine bir doz Herborist çok iyi gitmez mi? Ying ve Yang. Ding ve Dong. Pin ve Pon. Cilt ve Nem. Bunların hepsi, yanyana durması gereken kelimecikler. Eğer ki Çin felsefesine ve doğal yaklaşımlara güveniyorsanız, cilt bakımında yeni bir şeylerin peşindeyseniz, Herborist'e bir şans vermelisiniz. Kokusuyla burnunuzu, etkisiyle cildinizi mest edecek bir seriyle karşı karşıya kalacaksınız çünkü.

27.11.10

Güzelliğinin doruğunda, 40 yaşında bir kadın: Sephora





















Sephora'ya hayatımda ilk defa adım attığımda, henüz Türkiye'de büyük modaevlerinin temsilci kozmetik markalarından başka bir şey bulunmuyordu. Kendimi tüm o kokuların, renklerin ve dokuların içinde kaybetmiştim! Acaba bu eşyaların ne kadarını İstanbul'a taşıyabilirdim?! Limitim kaç parfüm olmalıydı? Bir kırmızı ojenin birbirinden yalnızca milim renk farkıyla ayrışan altı versiyonunu bir arada bulmak nasıl bir mucizeydi? Beauty Bar'da saatlerimi geçirmiş, yüzüme her şeyi sürdürmüş, sonra sildirmiş ve sonra bir kere daha sürdürmüştüm! Ah ne güzel bir gündü!!! En güzeli de kimseye deli bir kız gibi görünmememdi, burası bir güzellik cennetiydi ve zaten herkes birazcık deliydi!

Bugün, biz İstanbullu kadınlara Benefit, NARS, Too Faced, Cargo, Fred Farrugia, Herborist, Strivectin gibi muhteşem markaları getiren Sephora, 40. yaşını kutluyor. Kadınların ve erkeklerin, aynı ortamda, her ürünü deneyerek, elleyerek, makyaj dünyasının devleri arasında dilerlerse hiç yardım almadan, özgürce dolaşması fikrini ilk olarak hayata geçiren marka, Sephora. Bir de siyah beyaz çizgili ya... O yüzden de ayrıca seviyorum kendisini...

Dominique Mandonnaud tarafından 1970'de Passy'de açılmış ilk mağaza. İsmini de Musa'nın ikinci eşinden alıyormuş. İncil'de genç, güzel, cesur, cömert ve özgür ruhlu bir kadın olarak tarif edilen 'Sephora', markanın müşteri kitlesini tanımlamak amacıyla isim annesi olarak seçilmiş. 1995 yılında ikonik gökkuşağı renklerindeki banyo serisi yaratılmış. 1996 yılında gece ile gündüzün eşit olduğu bir kış günü, Champs Elysées’deki 1.500 m2’lik mega mağazasını açmış Sephora. LVMH grubu, 1997 yılında Sephora mağaza zincirini Dominique Mandonnaud’dan satın almış ve işte bugünlere gelmişiz...

Ben Sephora'dan daha nice muhteşemlikler bekliyorum. Bir de Nişantaşı'nda ona ait, binlerce binlerce binlerce metrekare genişliğinde bir yeni şube diliyorum! Her gittiğimde beni evimde hissettiren, tüm güzellik kaprislerime seve seve katlanan Sephora ailesinin 40. yaşını kutluyor, hepsine buradan bir kere daha teşekkür ediyorum!

26.11.10

Parfüm provası: A Scent by Issey Miyake Eau de Parfum Florale

























Issey Miyake 'her zaman en basit ve en gerekli fikirden yola çıkarım', 'doğa en başarılı parfümcüdür' gibi felsefi söylemleri olan, bir tasarımcıdan ziyade bir fikir adamını akla getiren bir isim. Seneler seneler önce piyasaya ilk çıktığında aynı Prescriptives'in Calyx'i ve Calvin Klein'ın CK One'ı gibi fırtınalar koparan parfümü L'Eau D'Issey sonrası, olfaktif anlamda sessizliğe gömülen bu ermiş Japon, bir sene kadar önce minimal tarzından ödün vermeyerek 'A Scent'i sunmuştu piyasaya. Dağ havasından ve Japon bahçelerinden esinlenerek yaratılan, camın en basit ama en etkili halini şişe olarak sahiplenen bu koku, isminin aksine bir etki yaratıyordu. O, herhangi bir koku değildi kesinlikle... Mine çiçeği, yasemin ve galbanum üçlüsü, hava kadar hafif ama bir ağaç kökü kadar da güçlü bir esansa sahipti. Parfümün ardındaki burun, Daphné Bugey'di.

İşte A Scent by Issey Miyake Eau de Parfum Florale, bu kokunun devamı niteliğinde ancak Eau de Toilette olarak piyasaya sürülen yeşil şişenin daha ağır bir versiyonu zannedilmemeli. Bu yeni 'scent', beyaz şeftali, paçuli ve ambrox'a da sahip. Bir önceki versiyonundan yasemin ve galbanum'u ödünç almış. Ancak iki nota da daha kadınsı, sıcak ve sakin halleriyle çıkıyor karşımıza. Şişenin rengi de değişiyor. Serin yeşilliği terk ederek, daha feminen ve yumuşak bir pudra rengine varıyoruz.

Ben Eau de Parfum versiyonunu çok beğendim. Bir önceki A Scent, burnuma çok güzel görünmüş ancak tenime hiç yakışmamıştı. Vetiver, galbanum, yosun gibi notalar zaman zaman çok ormansı bir hale bürünüyor ve eğer ki Elf ruhuna sahip bir kadın değilseniz, erkek arkadaşınızın parfümünü çalmış ya da daha da kötüsü, limon kolonyası sürmüş gibi kokuyorsunuz. Benim tenimin de her daim sıcak bir aromaya ihtiyacı oluyor. Amber, paçuli ya da galbanum gibi... Şeftali ve yasemin, eğlenceli, narin ve light bir açılış yapıyor ama hemen ardından kokunun özündeki baharatlar havaya yükseliyor. Bal kavanozuna atılmış, paçuliyle şöyle bir karıştırılmış ve pudralanmış yasemin gibi koktum mesela ben. Ve buna rağmen parfümümün bir bitki çayını andırmayışı çok hoşuma gitti!































Şu an piyasada, yeşil ve pembe versiyonu bir arada bulmak, hatta bu iki parfümü karıştırarak kullanmak mümkün. Yeşil versiyonun vücut losyonu da bulunuyor. Ben yeşil losyonla pembe parfümü karıştırmayı denedim. Sonuç, hoşuma gitti çok.

Parfüm şişesi, buzlu camdan yapılmış bir kaya dilimini andırıyor. Sanki kocaman, camdan bir kaya yaratılmış ve istenilen büyüklükte parçalara ayrılmış gibi... Kaya benzetmesine rağmen, minimalist yaklaşımlardan bekleyebileceğimiz o sertlik yerine bir hafiflik ve kırılganlıkla karşılaşıyoruz. Parfüm, imzasını taşıdığı yaratıcısını (bakınız, altta) andırıyor kesinlikle. Tüm Sephora'larda koklanabilir ve aşık olunabilir kendisine.


25.11.10

Dior'dan sis ve pus


















Dior'un Gris City oje koleksiyonu, uzun zamandır müdavimi olduğumuz kahverengi ve yeşilleri, bir süreliğine rafa kaldırmamıza sebep olacak. Sephora'nın gri ojelerinden daha önce de bahsetmiştim. Açık griden, koyu fümeye kadar tüm sis tonlarını, markanın minicik şişelerinde bulmak mümkün. Dior'un 'gri şehri'ne geri dönecek olursak, favorim en soldaki puslu mavi.

Şapkalı "o" size neyi hatırlatıyor?




















Contemporary 10'un açılışında beni ve Deniz'i (Tokgöz) yakalayan bu harfler, aklıma sanattan başka şeyler getirdi. Şunları getirdi mesela: Hypnose, Trésor, Teint Miracle, Qui, Juicy Tubes... Fransız markası Lancome, şu klavye ile yazmanın mümkün olmadığı şapkalı 'o'suyla, sanatın da önüne geçebiliyormuş meğer...

24.11.10

Filmin devamı: Küçük çantalara sığan etkisi büyük ürünler
















Diyelim ki makyajınızı yapmayı bitirdiniz ve evden çıkmanız gereken saat geldi. (Benim senaryomda o saat, 'gelmiş de geçiyor' olur genelde) Yanınıza hangi ürünleri alacaksınız?
Rötuş yapmak için nelere ihtiyacınız olacak?

Bazılarınızın 'partide rötuş filan yapamam, onu photoshopçular yapsın' dediğini duyar gibiyim... Keşke herkes o kadar kibar olsaydı! Pudranız, sizi saatler içinde parlak ve yağlı görünümlü bir T bölgesinden ya da akmış bir göz makyajından ya da sıcak ve içkiden dolayı istakoz rengini almış yanaklardan koruyacaktır. Ona sığının. Chanel Mat Lumiére Luminous Matte Powder Make Up, benim gündüz-gece ayrımı yapmadan, çantamda hep bulundurduğum ve geniş aynasından da sıklıkla faydalandığım bir pudra. Kim bir partide WC kuyruğuna girmekle uğraşır? O topuklarla aşağı yukarı koşturmak yerine bir köşeye çekilerek 'ayna ayna söyle bana' diyebilirsiniz.





















Chanel pudrayı çantanıza koydunuz. Hmmm... Minik bir sorun var... Başka bir makyaj malzemesini daha çantaya sığdırabilmek için anahtar ya da cep telefonu gibi, zaten pek de önemli olmayan!!! aksesuarların en az birinden vazgeçmeniz gerekiyor... Ne de olsa sığmaya çalıştığınız 'parti valizi'niz, Sofia Coppola'nın Louis Vuitton için tasarladığı o harika portföylerden biri olabilir... Ya da o ölçülerde başka bir imkansızlığın içine varınızı yoğunuzu yerleştirmeye çalışmakla uğraşıyor olabilirsiniz...

Her şey mümkün...

Mü?


Neyse ki Lip Pencil denilen şey, artık bir dudak kaleminden çok daha fazlasını yapıyor. Minicik boyuna karşın yarattığı muhteşem dudaklarla gerçek bir kahraman o! Sephora Lip Pencil'in Coral Glow rengi, eğer geceye kırmızı rujla başlamayı tercih ettiyseniz, çantanızda yerini mutlaka alması gereken bir ürün. Diyelim ki kırmızı dudaklı olmak istemiyorsunuz, tek istediğiniz dudaklarınızın hafifçe kızarması... Bu durumda, bodur ve tombik dudak kalemini sık ve kısa vuruşlarla dudaklarınızın üzerinde dolaştırın. Boydan boya sürmek yerine bu etkili darbeleri bir deneyin.


























Minicik boylarıyla bizi dehşete düşüren 'parti çantaları'nın en iyi arkadaşlarından biri de Fred Farrugia. Sanki hiç bitmeyecek bir parti için hazırlamış makyaj paletlerini! Bir kere paleti istediğiniz şekilde bölebiliyor, parçalara ayırabiliyorsunuz. Far artı ruj kombini mi yaptınız? Allığınızı taşımanıza gerek yok. Çıkarın gitsin! Tek ihtiyacınız olan alttaki resimde gördüğünüz incecik bir toz pudra modülü mü? Bir tek onu (incecik ve daracık şekilde tasarlanmış kapakları eşliğinde) çantanıza atabilirsiniz. Hatta rujunuzdan da vazgeçmek zorunda kalmaz, 5 mm'lik bir farkla öne geçersiniz.


















Benim için en vazgeçilmez parti ürünü, Sephora Express'e ait. Keep Matt! Blotting Papers, isminden de anlayacağınız gibi T bölgesindeki parlaklığı anında yok eden ve yerine mat, pudralanmış bir görüntü bırakan kağıt mendiller. İncecik, minnacık, ufacık bir karton ambalaja sahip. Aynı Sofia gibi... Sade, minimalist ve mükemmel!

22.11.10

Makyajlı partileme sanatı























Aralık ayında parti sezonuna resmen girmiş olacağız. Bu sebeple...

Bir partiye giderken aynaya baktığınızda (eğer doğru ürünleri doğru yere yerleştirdiyseniz) güzel bir yüzle karşılaşırsınız. T bölgeniz yağlanmamıştır, ruj dudaklarınızı henüz terk etmemiş, maskaranız yanaklarınıza doğru inişe geçmemiştir. Bahsettiğim bu talihsiz tablo, parti fotoğraflarına bakarken karşınıza çıkar. Saatler ilerledikçe makyaj da sarhoş oluverir...

Şu dünyada beni en özendiren şeylerden biri gece yarısı iki buçukta çekilmiş bir parti fotoğrafında 'darmadağın' görünmeyen, cildi ve saçları asla 'başkalaşmayan' kadınlar. Tabii ki onlar da ruj tazeliyor, tabii ki balkabağına dönüşmeden önce bir ayna karşısına geçip gerekli rötuşları yapıyorlar. Bahsedilen kişi Lara Stone (en üstteki fotoğrafta Vogue Paris'in 90. yaşını kutluyor kendisi) ve Irina Lazareanu gibi süpermodeller olduğunda, kendimi o kadar da haksızlığa uğramış gibi hissetmiyorum. Muhteşem bir ciltle kutsanmış bu kadınlar, hiç makyaj yapmadan da katılabilirler bir partiye.

Peki biz 'normal'ler ne yapacağız?

Sizi uzun bir gece bekliyorsa, baz ürünlere önem vermek gerek. Baz ne kadar kuvvetliyse üste koyduğunuz detaylar o kadar kendini gösterecektir. Benefit Stay but Don't Stray, muhteşem bir baz ürün. Bir kapatıcı. Ama asıl görevi göz kapağını tek bir renge bürümek, göz çevresinde bir bütünlük yaratmak ve gözünüze süreceğiniz farın ya da eye-liner'ın ömrünü uzatmak. Bu görevlerin tümünü de başarıyla yerine getiriyor.





















Sephora Collection'ın Holiday Palette Thin Book paleti, bana kalırsa seçilmiş far renkleriyle, gerçek bir kurtarıcı. Mönüde koyu ruj-yumuşak gözler mi var? Buyrunuz, altlı üstlü sol taraftaki farları kullanınız. Yok hayır... Dumanlı gözler mi yaratmak istiyorsunuz? Sağ taraftaki dörtlüyü değerlendiriniz. En koyu renkteki farı dilerseniz eye-liner gibi kullanınız, dilerseniz kirpik dibine yayarak daha buğulu bir etki yaratınız.


















CARGO Lash Activator Liner, benim favori eye-liner'larımdan biri oldu kısa sürede. Piyasaya yeni çıkan bu ürünü, ben siyah mat bir göz kalemiyle destekliyorum. Hepimizin rüyalarına giren o kapkara, kopkoyu eye-liner, henüz hiçbir markada yok ne yazık ki... Ama belki de böylesi daha iyi. Hatalar daha kolay şekilde yok ediliyor.

























Bu da başka bir seçenek. Daha basit bir yol izlemek ve makyajı mümkün olduğunca 'basic' tutmak. Natürel görüntü. Ancak parti fotoğraflarına yansıyan yüzler ne kadar doğal görünürse görünsün, yakın mesafede hemen hemen her kadının maskara, eye-liner ve pudra kullandığını fark edeceksiniz.  Bu üçlüyü partiye davet etmemek büyük hata olur.


Smokin ve kırmızı ruj! Daha 'cool' bir kombin var mı şu dünyada?

Bianca Jagger ilham periniz olsun. Kuzguni saçlarını, beyaz YSL smokininin omuzlarına düşürüp, dolgun dudaklarını kıpkırmızı bir rujla renklendirdiği o günleri gözünüzün önüne getirin. YSL Rouge Pur Couture serisi, belki de aşağıda gördüğünüz reklam kampanyası yüzündendir, bir an önce sahip olmak istediğim kırmızılar listemin ilk sırasında. Yeri geldiğinde dumanlı gözlere eklenen kırmızı ruju da çok beğeniyorum. Doğru saç stili ve kıyafetle bir araya geldiğinde kesinlikle abartılı durmadığını düşünüyorum.




















Ama tabii bir de böyle bir şey var... Kıpkırmızı bir ruj, pürüzsüz bir ten ve çıplak bir yüz. Böyle bir parti makyajını tercih ediyorsanız, gözlerinizin ortaya çıkması için kaşlarınıza yoğunlaşmalısınız. Onları koyultmadan, bir ton açık bir göz farıyla kaş fırçasını kullanarak üzerinden geçebilir, kaşlarınızı belirginleştirerek, koyu rujla güzel bir denge yaratabilirsiniz.
























 




















Pudra ve fondöten konusundaki tercihiniz, makyajınızın yüzünüzde bir maske gibi durmaması açısından önemli. Cildinizde yoğun sivilce, pütürlü bir görünüm ya da aşırı yağlanma gibi bir sorun yoksa renkli nemlendirici üzerine sürdüğünüz toz ya da compact pudra yeterli gelecektir. Bugün Chanel, Shiseido, NARS, Clinique ve Lancome gibi markaların farklı amaçlara hizmet eden pudraları mevcut. Matlaştıran, aydınlatan, nemlendiren... Tavsiyem pudranızı seçerken ambalajına dikkat etmeniz. Çantanıza atabileceğiniz, kolay taşınabilecek bir ambalaj işinizi kolaylaştıracaktır çünkü pudra, rötuşlar için yanınıza almanız gereken bir ürün. Ya da daha cömert davranacak ve bir pudrayı makyaj masanızda bir tanesini de çantanızda muhafaza edeceksiniz.

Yarınki konumuz, işte o çantanıza mutlaka atmanız gereken, hayat kurtarıcı ürünler. Partiye hazırlanmak başka iş, parti makyajını sabaha kadar dans ettirmek bambaşka bir iş...

Tüm parti fotoğrafları Icanteachyouhowtodoit'e aittir.

20.11.10

Bayram temizliği




















Hafta sonum çamur içinde geçti. Geçmeye devam ediyor. Harry Potter'a yeni gitmiş olmanın getirdiği cüretle şu fotoğrafı buraya koyuyor ve ekliyorum: "I'm a Mudblood. Ya da belki I'm a Mudface." Ürdün'deki bir SPA'dan hediye gelen ürünleri denemek için sabırsızlanıyordum. Naneli vücut peeling'i, içinde gül yaprakları bulunduran bir çamur maskesi (peeling'in hemen ardından vücuda uygulamak için), Ölü Deniz mineralleriyle zenginleştirilmiş bir saç bakım kremi ve tabii ki tüm yüzü çamura bulayan, rengiyle beni mest eden (o renkte bir far için neler vermezdim) bir yüz maskesi.

İlk önce vücut peeling'ini uyguladım. Kozmetik dünyasında biraz gezinmiş olanlarınız biliyordur, nane, en önemli arındırıcı ve uyandırıcılardan biri. Kan dolaşımını hızlandırıyor. Dolayısıyla olur da evde kendi kendinize bir cilt peeling'i yapmak isterseniz, esmer şeker, deniz tuzu, zeytin yağı ve nane yapraklarıyla başlayabilirsiniz işe. Peeling'i uyguladıktan sonra durulandım ve kurur kurumaz gül yapraklı çamur maskesini tüm vücuduma ince bir tabaka halinde yaydım. O da ne! Minik iğneler her yanıma batmaya başladı! Hmmm... Nasıl yani? Şimdi iki dakika bile dayanmadan hemen suyun altına mı girecektim? O zaman maske ne işe yarayacaktı? Tam tamına 10 dakika beklemeyi başardıktan sonra soğuk suyun altına girdim.

UYARI NUMERO 1: Vücut bakımı sonrasında durulanmak için sıcak suyun altına girmeyin. Eğer soğuk suyun altında durmak sizin için bir işkence demekse, o halde ılık suyu deneyin.

Sıra geldi yüz ve saç bakımına. Size de oluyor mu bilmiyorum, yüzüme ne zaman maskemsi bir ürün sürsem, yarattığı homojen görüntü çok hoşuma gidiyor. Bugüne kadar farklı renklerde maskeler kullandım. Arındırıcı olanlar genellikle açık mavi, killi yeşil ya da beyaz oluyor. Nemlendirici maskeler pudra rengi ya da pembe... Ben zaman zaman bal da kullanıyorum. Göz çevresi ve dudaklar haricinde tüm yüzüme sürdüğüm maske, komik bir şekilde gözlerimin ve dudaklarımın ortaya çıkmasını sağlıyor. Acaba bir gece böyle mi çıksam? Hem maskenin etkisi de artmış olur. Yalnız hiç gülmemem, konuşmamam, yemek yememem, içki içmemem lazım. Eh, her şey güzellik için... Azmedersem onu da beceririm.

Yüz maskemin kurumasını ve saçlarıma sürdüğüm nemlendirici kremin etkisini arttırmasını beklerken, Sephora'nın yılbaşı koleksiyonunda yer alan Lipstick Pencil'lerle oyalandım. İçinde dore pırıltılar barındıran bir pembe var ki, bence hepinizin çantasına girmeli. Ne pembe ne kırmızı. Uzaktan bakınca pek bir pırıl pırıl duruyor ama dudağa sürünce etkisi muhteşem. Mudface görüntüme pek bir yakıştı... Gece çıkarken onu sürmeyi de hatırlamalıyım...

Yarım saat sonra (makyaj eşyalarıyla oyalanırken saati unutmuşum) yine suyun altına girdim. Çıktığımda yumuşacık, tertemiz ve tam kıvamında bir parıltı içindeydim. Sağlıklı görünüyordum. Saçlarım yumuşacıktı. Kocaman kavanozların bana vaat ettiği her şeye kavuşmuştum!

Mutlu mutlu makyaj çekmecemi düzenlemeye giriştim. Biliyorsunuz o da çok önemli bir temizlik! Mesela Sephora'nın çok güzel bir farı varmış bende, şeftali rengi (alttaki resimde NARS'ların yanında duruyor çekingen çekingen). Onu hemen gözümün göreceği bir yere koydum. Eskileri karıştırdım. 85.789.796 tane kahverengi farım ve (hiç kullanmadığım halde) bir o kadar da bronzlaştırıcı pudram olduğunu fark ettim. Elimin hep pembe ya da turuncu tonlarında allıklara gittiğini bir kere daha kabul etmek zorunda kaldım. Barbie pembelerinin bana hiç yakışmadığını, beni 'palyaço yanaklı' yaptığı konusunu da sindirdikten sonra... derin bir nefes aldım. İçi (nispeten) boşalmış çekmecemin görüntüsüyle ferahladım. Yer açtığım için mutlu oldum. Neye mi? Tabii ki şimdiden defterime not aldığım milyonlarca başka ürüne!!!





















UYARI NUMERO 2: Eğer ki rengini çok beğendiğiniz için satın aldığınız ama aylardır sadece kutusundan seyrettiğiniz bir makyaj malzemeniz varsa, onu bayatlamadan birine hediye edin. Bu kadar zamandır sürmediyseniz, asla sürmeyeceksiniz demektir. Belki bir gün, 'ah şimdi o farım olsaydı' diye hayıflanacaksınız ama siz de biliyorsunuz ki kendize gerçekten yakıştırmış olsaydınız, onu çoktan tüketmiş olurdunuz...

17.11.10

Makyaj dedikodusu
















































Claire Danes, benim annem mi? Acaba filmlerini seyrederken kendisine daha fazla saygı duymalı, bir gün birlikte otobüse binersek mutlaka yer vermeli, su küçüğün söz büyüğün diyerekten yemek masasında ilk onun konuşmasına fırsat mı tanımalıyım? Claire Danes, sizin de anneniz olabilir. Ben şimdiden uyarayım da... Sonra demedi demeyin.

Kendisi stil ve makyaj konusunda her daim başarısız bir insandı ama şu iki fotoğraf beni üzdü. Ne yalan söyleyeyim... Kırmızı rujlu karede siz deyin 40, ben diyeyim 45... Alttaki, sözüm ona 'soft makyaj'lı haline de en az bir 36 veriyorum. Kendisi 1979 yılında doğmuş oysa ki. Benden bir yaş büyük. Etti mi güzel ve heyecanlı, hala taze bir 31! Claire'cim kuzucuğum, yapma böyle. Olmaz. Bak January Jones'a. Bu işi ne güzel kotarmış. Ne kadar muhteşem görünüyor! Işık, enerji ve tazelik saçıyor. Üstelik January senden bir yaş büyük. Makyörün kimse acilen terk et onu, January ile takıl. 10dakika'nın senden ricasıdır!


15.11.10

Light isyankar




















Benefit You Rebel, en sevdiğim 'renkli nemlendirici'lerin başında gelir. Renkli nemlendirici olayı hassas bir konu. Fondoten kadar kıvamlı olmayacak ama sürüldüğü zaman cilde bir bütünlük, bir ışıltı, bir tazelik getirecek. You Rebel'da bunların tümü mevcuttu. Fondöten kullanan kokoş kızlara cevabıydı Benefit'in. Ben de o isyankarlardan biri olmak istemiş ama orjinal You Rebel'ın (yukarıdaki tübün aynısının kırmızısı) koyu rengiyle bir türlü barışamamıştım. Dokusunu çok sevdiğim için aydınlatıcı kremlerle rengini açmaya bile çalıştım.

Biri beni duymuş olacak ki You Rebel Lite'ı piyasaya sürdü Benefit. Renkli nemlendiricinin Diet Cola'sını yani... Rengi daha açık, SPF 15 yine mevcut, dokusu da biraz hafiflemiş gibi geldi bana. Yağlı ya da karma bir cilt de rahatlıkla kullanabilir...






















Eğer ki genelde makyajınızı pudra ile tamamlayanlardansanız ve kış aylarında o pudranın altına süreceğiniz bir 'tek kişilik cilt orkestrası' arıyorsanız, You Rebel Lite, sizin için yaratılmış. Pudra kullanması gerekmeyen o şanslı kişilerdenseniz, sürün bu renkli nemlendiriciyi. Üzerine bir de maskara! Evden çıkmaya hazırsınız!

10.11.10

Dersimiz renk 101























Saç rengi konusuna taktığım ve çeşitli denemelerde bulunduğum şu günlerde, ELLE UK'in Kasım sayısında karşıma çıkan şu fotoğrafları görmezden gelemedim. Size de göstermeden edemedim. O sırada kendim de bir kuaför koltuğunda oturuyor olduğum için iPhone fotoğraflarıyla idare edeceksiniz...

9.11.10

Harajuku, Murakami ve şimdi de Tokidoki!



















Manga, Anime çılgınlığı moda ve kozmetik dünyasına adım atalı çok oldu. Önce Louis Vuitton'un nostaljik dehası Marc Jacobs, Takashi Murakami ile yollarını birleştirdi. Ardından Japonya deneyimlerini bir albümde toplayan Gwen Stefani 'Love Angel Music Baby' açılımlı markası L.A.M.B için yüzünü doğuya çevirdi. Harajuku kızlarından ilham alan parfüm serisi Harajuku Lovers'ın şişeleri, parfümlerin kendisinden daha fazla ilgi topladı ve koleksiyonerlerin favori listesine üst sıradan giriş yaptı.













Murakami ve Stefani'nin 'pembe baloncuklu', şirin mi şirin figürlerinin ardında bu akımı takip edenlerin ezbere bildiği bir felsefe yatıyor. Murakami-Vuitton işbirliğinin bir filmi bile var.
 















Şimdi gelelim Tokidoki'ye. Tokidoki'nin yaratıcısı Simone Legno isimli bir İtalyan. Amerikan kozmetik markası Hard Candy'nin kurucuları Pooneh Mohajer ve Ivan Arnold, bu yetenekli signore'nin portfolyosuna bir göz attıktan hemen sonra onu Los Angeles'a davet ediyor ve böylelikle Tokidoki karakterleri muhteşem bir iş planına dönüşüyor. Karl Lagerfeld, Levi's, Onitsuka Tiger, Hello Kitty gibi kült isim ve markalar için özel Tokidoki koleksiyonları hazırlanıyor.


Tokidoki'nin bu ayın ortasından itibaren bizdeki Sephora mağazalarında da görücüye çıkacak ürünleri arasında çok eğlenceli şeyler var. Her ne kadar bu Pop ötesi kültüre kendimi fazlasıyla uzak hissediyor olsam da Tokidoki Sephora koleksiyonun, sevimli hallerine dayanmak pek de kolay değil.



























ADIOS: En sevdiğim. Adios, bir haliyle bana Tim Burton'ın Jack'ini hatırlattı. Hani şu Balkabağı Prensi olan... Kafasını üstten ikiye ayırdığınızda makyaj fırçalarınızı koyabiliyorsunuz. Adios, sizlere bir makyaj seti olarak geliyor zaten. Adios'un Hello Kitty'i andıran 'Ciao Ciao' isimli bir de kız arkadaşı var. Ciao Ciao, koleksiyonu büyük boyuyla şereflendirmemiş.


























4'LÜ FAR SETİ: Farklı karakterler, farklı far paletlerinde gizli. Adios'lu palet, renkleriyle de göz alıyor. Eğer ki Tokidoki sever bir kız arkadaş ya da sevgiliye sahip bir erkek şu satırları okuyorsa, Adios'la bir an önce randevulaşmalı!




















PERFETTA MAKYAJ ÇANTASI: Bunu da sevdim. Sanırım, beyin operasyonu geçiren Adios'tan sonra en çok sevdiğim parça, bu. Tokidoki Sephora koleksiyonunu dört gözle bekliyorum çünkü onlardan muhteşem yılbaşı hediyeleri çıkabilir! Ben ise her daim şık bir pudra şişesini ya da Esteé Lauder'in modası çoktan geçmiş o kendinden çizgili ruj ambalajını, her şeyin (özellikle de makyaj masamın) üzerinde tutanlardan biri olacağım.